
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, gelişen teknolojiye ayak uydurarak yeni cihazları ile bölgenin sağlık turizminin öncüsü olmaya ve çözüm odaklı çalışmaya devam ediyor.
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, hizmet kalitesini her gün biraz daha yükselterek, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne hizmet veren bölgenin en büyük ve en donanımlı hastanesi konumuna geldi. Özellikle deprem felaketinin ardından verdiği sınavdan başarı ile geçen ve her anlamda öncelik sırasını insan ve insan sağlığının en büyük hazine olduğu düşünerek yola devam eden Üniversite Hastanesi hekim ve idari çalışanları ile sağlık hizmetlerini en üstün düzeye ve evrensel boyutlara taşıma anlayışı yanında, kaliteli ve düzeyli hizmetin devamlılığını sağlayarak, yoluna devam ediyor. Göz hastalıkları konusunda ileri düzey hizmetler veren ve yaptıkları çalışmalar ile ameliyatlarla göz dolduran Gaziantep Üniversite Hastanesi, Kalp Hastalıkları ile ilgili de önemli ameliyatlar gerçekleştiriyor.
''SAĞLIK TURİZMİNDE İDDİALIYIZ''
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hakan Şevki Eren, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nin yapmış olduğu başarılı çalışmalar hakkında bilgiler vererek, sağlık turizmi alanında iddialı olduklarını söyledi.
Özellikle çocuk kardiyoloji çocuk kalp damar cerrahisi Gastroenteroloji Onkoloji ve nükleer tıp hizmetlerinde bölgede neredeyse tek hizmet veren hastane konumunda çalıştıklarını aktaran Eren, Göz Hastalıkları ana bilim dalı hocalarının Türkiye'de her türlü yapılan ameliyatları yapma kapasitesine sahip olduğunun da altını çizdi. Vitrektomi ve özellikle göz ameliyatları konusunda Türkiye'de sayılı merkezlerden bir tanesi olduklarını belirten Hakan Şevki Eren,'' Gaziantep Üniversitesi Hastanesi 1000'in üzerinde yatak kapasitesi ile Gaziantep'e hizmet etmeye devam ediyor. Son 3 yılda birçok cihazın yenilenmesi yeni servisler açılması ve bünyesine kattığı yeni hocalarıyla Gaziantep halkının sağlık sektöründe her türlü ihtiyacını karşılamaktayız. Amacımız Gaziantep halkının Gaziantep dışına sağlık için gitmesini engellemek ve özellikle sağlık turizm alanında iddialıyız bu alanda deneyimli hocalarımızla yurtiçi ve yurt dışından sağlık turizmi kapsamındaki bütün hastalarımıza yeni açılan VIP özel servisimize hizmet vermekteyiz. Çok kısa süre içerisinde hizmete girecek olan Onkoloji hastanemiz ve Işın tedavisinde kullanılan sadece ülkemizde birkaç merkezde bulunan cihazımızla hizmet kapasitemizi arttırarak devam ettireceğiz. Ülkemizde meydana gelen deprem felaketinden sonra tüm bölgeye hizmet veren tam teşekküllü hastanemiz aralıksız hizmet vermeye devam edecektir. Özellikle çocuk kardiyoloji çocuk kalp damar cerrahisi Gastroenteroloji Onkoloji ve nükleer tıp hizmetlerinde bölgede neredeyse tek hizmet veren hastane konumunda çalışmaktayız. Göz Hastalıkları ana bilim dalı hocalarımız Türkiye'de her türlü yapılan ameliyatları yapma kapasitesine sahip. Vitrektomi ve özellikle göz ameliyatları ameliyatları konusunda Türkiye'de sayılı merkezlerden bir tanesiyiz. Çocuk ve Ergen psikiyatrisi bölümünü aldığımız yeni cihazımızla deprem psikolojisinde yaşayan çocuklarımıza üst düzey tedavi verebiliyoruz''dedi.
.jpg)
GAZİANTEP’İN GÖZ SAĞLIĞI EMİN ELLERDE
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilimi Dalı, göz hastalıklarının tanı, tedavi ve cerrahisi konusunda bölgenin ve ülkemizin önemli merkezleri arasında gösteriliyor. Vitreoretinal cerrahiler, medikal retina hastalıklarının tanı tedavisi, göz tansiyonu tanı tedavisi, kornea hastalıklarının tanı tedavisi, kornea nakilleri, keratokonus hastalarının tanı tedavisi, katarakt ve refraktif cerrahi, çocuk göz hastalıklarının tanı tedavisi, şaşılık cerrahisi, Oküloplastik cerrahi, Göz travma ve yaralanmalarının tedavisi konusunda uzman öğretim üyesi, sağlık profesyonellerinden oluşan kadrosuyla en güncel cerrahi ekipman ve güncel tedavi yöntemlerini kullanarak başarıyla gerçekleştirmektedir.
Kliniğin akademik öğretim üyesi kadrosu; Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör önderliğinde, Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı, Prof. Dr. Şehmus Arı, Doç. Dr. Alper Mete, Doç. Dr. Sabit Kimyon, Doç. Dr. Necip Kara ve Dr. Öğretim Üyesi Sevim Ayça Seyyar ile birlikte 20 asistan hekimden oluşmaktadır. Her gün ortalama 350 hastaya 10 poliklinikte hizmet verilmekte, aylık ortalama 1100 civarı cerrahi girişim ve tedavi başarıyla gerçekleştiriyor.
GÖZ SAĞLIĞINIZI BİZİMLE GÜVENCE ALTINA ALIN
Gaziantep Üniversitesi Göz Hastalıkları Kliniği, göz sağlığına verilen önemi yansıtan bir sağlık merkezi olup, hastalarının ihtiyaçlarını öncelikle ele almaktadır. Bölgemizin göz sağlığına katkı sağlama misyonunu büyük bir özveriyle sürdürülmektedir. Göz sağlığınızı önemseyen herkes, bu güvenilir ve uzman kurumun hizmetlerinden yararlanabilir ve gözlerini sağlıklı ellere teslim edebilir. Gaziantep Üniversitesi Göz Hastalıkları Kliniği, sürekli kendini yenileyerek ve büyüyerek gelecekte de göz sağlığı alanında lider bir konumda olmaya devam edecektir.
'GÖZ SAĞLIĞI YAŞAMIN BİR PARÇASI''
Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Alper Mete, göz sağlığının yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirterek, ''Göz sağlığı, aydınlık bir yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Gözlerimiz, dünyayı keşfetmemize, öğrenmemize ve deneyimlememize olanak tanır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı, 25 yıldan fazla bir deneyimle göz sağlığı alanında tanı ve tedavide en güncel teknikleri başarıyla uygulayan ilimizin ve bölgemizin öncü ve referans göz kliniği olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Covid 19 pandemisi ve Kahramanmaraş merkezli asrın deprem felaketi ve sonrası dönemde tüm bölgenin göz sağlığı açısından en önemli merkezi haline gelmiştir''.
''KARA SU HASTALIĞI''
Başarılı Kliniğin Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Kıvanç Güngör ise, 2015 yılından beri göz hastalıkları anabilim dalı başkanlığını özveriyle yürüten Prof. Dr. Kıvanç Güngör, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği’nin, sadece hasta bakımına değil, aynı zamanda halkın göz sağlığına yönelik farkındalığını artırmaya ve geleceğin oftalmologlarını yetiştirme misyonunda olduğunu vurgulamaktadır. Bu kapsamda, toplumun farklı kesimlerine göz sağlığı eğitimi verilmesi ve önemli konularda bilgilendirme etkinlikleri düzenlenmesi, bu misyonun bir parçasıdır. Halk arasında ‘Kara Su’ olarak bilinen Glokom sinsi bir hastalıktır erken tanı hastalığın seyri ve tedavisinde altın değerinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kıvanç Güngör, ''Göz tansiyonu olarak da bilinen Glokom'u "Görme Kaybına Neden Olabilen Sessiz Bir Tehlike" olarak tanımlamaktadır erken tanı ve tedavi hastanın tüm yaşam konforunu etkilemektedir. Glokom, göz içi basıncının artması sonucu optik sinirin zedelenmesine yol açan kronik bir göz hastalığıdır. Normalde göz içi basınç belirli bir aralıkta olmalıdır. Ancak bu basınç yüksekse, optik sinire baskı yapabilir ve zaman içinde zarar verebilir. Glokom, genellikle başlangıçta herhangi belirgin bir semptom vermez ve bu nedenle "sessiz hırsız" olarak adlandırılır. Bu hastalık, erken aşamalarda fark edilmezse, görme kaybı ilerleyebilir ve kalıcı hale gelebilir. Glokom, ilerlemiş evrelerinde kişinin merkezi görüşünü etkileyebilir ve sonunda körlüğe yol açabilir. Kliniğimiz gerek erişkin gerek çocukluk çağı glokom hastalığının başarıyla tedavi edildiği ülkemizin ve bölgemizin en önemli merkezlerinden biridir''dedi.
HER ALTI YAŞLIDAN BİRİNİ ETKİLEYEN HASTALIK ‘SARI NOKTA HASTALIĞI’
Prof. Dr. Kıvanç Güngör, sözlerine şöyle devam etti:''Retina, gözün arka kısmında bulunan ve ışığın göz tarafından algılanmasını sağlayan çok ince bir dokudur. Retina, yaşla birlikte veya bazı sağlık sorunları sonucu zarar görebilir. Bu durumlar, retina sorunlarına yol açabilir ve görme kaybına neden olabilir. Sarı nokta hastalığı, yaşla ilişkili makula dejenerasyonu olarak da bilinir ve gözün sarı noktası olarak adlandırılan makula bölgesinde meydana gelen bir göz hastalığıdır. Bu hastalık, yaşlanma sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkar ve genellikle 60 yaşın üstündeki bireylerde daha sık görülür. Sarı nokta hastalığı, görme kaybına yol açabilen ciddi bir durumdur ve erken teşhis ve uygun tedavi ile görme kaybını yavaşlatma veya durdurma şansını artırabilir. Bu nedenle, 60 yaşın üzerindeki bireylerin düzenli göz muayenelerine gitmeleri ve belirtileri (örneğin merkezi görüşte bozulma veya düz çizgilerin dalgalanması gibi) fark etmeleri önemlidir''
GASTRONOMİ ŞEHRİNİN SİNSİ HASTALIĞI DİYABETİK RETİNOPATİ
Prof. Dr. Kıvanç Güngör, Diyabetik retinopati gibi, diyabet hastalığına bağlı olarak uzun süreli yüksek kan şekeri seviyelerinin neden olduğu retina hasarı sonucu gelişen görme kayıplarıyla da mücadele ettiklerini anlatarak,''Diyabetik retinopati gibi, diyabet hastalığına bağlı olarak uzun süreli yüksek kan şekeri seviyelerinin neden olduğu retina hasarı sonucu gelişen görme kayıplarıyla mücadele ediyoruz. Diyabetik retinopati, diyabet hastalarının retina tabakasında meydana gelen zararlarla ilişkilidir ve tedavi edilebilir bir durumdur. Bu nedenle hastalarımızın göz sağlığını korumak için düzenli takip muayenelerine katılmalarını vurguluyoruz. Bu muayeneler, olası sorunların erken teşhis edilmesine yardımcı olur ve tedaviye hızlı bir şekilde başlanmasını sağlar. Diyabetik retinopatinin ilerlemiş aşamalarında, göz içine enjeksiyonlar yapabiliriz. Bu enjeksiyonlar, göz içindeki kan damarlarını düzenler ve retina hasarını sınırlar. Ayrıca, gerektiğinde karmaşık retina cerrahisi gibi daha ileri müdahaleler de uygulanabilir. Bu cerrahi işlemler, retina tabakasında meydana gelen sorunları düzeltebilir ve görme kaybını azaltabilir. Yaşa bağlı Makula Dejeneransı ve diyabetik retinopati hastaları Pro kliniğimiz medikal retina polikliniğinde başarıyla tedavi edilmektedir''diye konuştu.
VİTREORETİNAL CERRAHİ
Vitreoretinal Cerrahide Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı ve Dr. Öğretim Üyesi Sevim Ayça Seyyar Başta Gaziantep’in ve bölgenin sigortası olarak önemli hizmetler veriyor. Retina dekolmanı, gözün iç yüzeyinde yer alan retina tabakasının kopması veya yırtılması sonucu meydana gelir. Bu ciddi bir durumdur çünkü retina, görme işlevinin temelini oluşturur. Retina dekolmanı erken teşhis edilmediğinde, görme kaybına yol açabilir. Kliniğimiz, retina dekolmanı tedavisi için hastaların başvurularının ardından en fazla 2-3 günlük kısa bir sürede ameliyat gerçekleştirilmektedir. Retina dekolmanının belirtileri arasında aniden ışık yanılsamaları görme, göz önünde uçuşan cisimler veya lekelerin belirmesi, periferik görüşte kayıp ve bir perde veya sis tabakasının görünmesi bulunur. Bu belirtiler ortaya çıktığında, görme kaybını en aza indirmek için mümkün olan en kısa sürede ameliyat yapılması kritiktir. Göz sağlığına önem veren ve retina sorunlarıyla karşılaşan hastalar için uzman kadromuzla hizmet vermeye devam ediyoruz.
KORNEA BANKASI GÖZLERE IŞIK OLUYOR
Kornea, gözün en dış yüzeyini kaplayan ve ışığın gözün içine girmesine yardımcı olan saydam bir tabakadır. Kornea hasar gördüğünde, görüş bulanıklaşabilir veya kaybolabilir. Kornea nakli, bu hasarlı korneayı sağlıklı bir donör korneayla değiştirme işlemidir. Kornea nakli, keratokonus, Kök hücre tedavileri, Korneanın enfeksiyonları, Kornea üzerindeki yara izleri veya skarlar gibi çeşitli nedenlerin tedavisi amacıyla yapılır. Doç. Dr. Alper Mete 2017 yılından beri Gaziantep Üniversitesi Kornea Banka Müdürü olarak görev yapmaktadır ve Doç. Dr. Necip Kara ile birlikte birçok hastayı başarılı kornea nakli ameliyatları ile sağlıklı bir ışığa tekrar kavuşturmuştur. Aynı zamanda Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinde Başhekim Yardımcısı olarak görevini sürdüren Doç. Dr. Alper Mete, özellikle 2023 yılında Üniversitemiz Başhekimi Prof. Dr. Hakan Şevki Eren’in kıymetli katkı ve desteğiyle birlikte önemli tıbbi cihaz ekipman poliklinik ve ameliyathane yatırımlarına imza atıldığını belirtmektedir. Gaziantep Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı ülkemizin en modern güncel Üniversite Hastanesi Göz Kliniklerinden biri haline gelmiştir.
GENÇLERİN SİNSİ GÖZ HASTALIĞI KERATOKONUS
Bölgemizde oldukça sık görülen Keratokonus, gözün saydam ön tabakası olan korneanın, zaman içinde incelip şekil değiştirmesi sonucu ortaya çıkan bir göz hastalığıdır. Bu durum, korneanın normal yuvarlak şekil yerine kademeli olarak koni şeklini almasına yol açar. Keratokonus genellikle her iki gözü de etkileyebilir, ancak bir göz daha fazla etkilenebilir. Keratokonusun belirtileri arasında bulanık veya çift görme, ışık çemberleri veya halkaları görmek, gözlerde aşırı hassasiyet ve sürekli değişen gözlük veya kontakt lens reçeteleri yer alır. Keratokonusun kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak genetik faktörler, göz ovalaması ve bazı alerjik reaksiyonlar risk faktörleri olarak kabul edilir. Bu hastalığın tedavisi, hastanın keratokonusun şiddetine ve ilerlemesine bağlı olarak değişebilir. Hafif vakalarda, gözlük veya kontakt lenslerle düzeltilmeye çalışılabilir. Daha ciddi durumlarda, korneanın düzleştirilmesini veya yeniden şekillendirilmesini amaçlayan çeşitli cerrahi seçenekler mevcuttur. Bu seçenekler arasında korneal çapraz bağlama (corneal cross-linking) işlemi ve kornea nakli bulunur. Keratokonusun erken teşhisi ve tedavisi, görme kaybını önlemeye yardımcı olabilir. Keratokonus tedavisi, alanında deneyimli uzman öğretim üyeleri tarafından güncel tekniklerle ve yüksek başarıyla gerçekleştirilmektedir.
PREMATÜRE BEBEKLERİN GÖZ SAĞLIĞI DOÇ. DR. SABİT KİMYON’A EMANET
Prematüre retinopatisi, prematürite (erken doğma) durumunda gelişen bir göz hastalığıdır. Normalde, bebeklerin retinası doğmadan önce tam olarak gelişmez, ancak anne rahminde son üç ayda büyümeye başlar. Erken doğan bebeklerde, bu retinanın normal gelişimi tamamlanamayabilir ve prematürite sonucu prematüre retinopatisi riski ortaya çıkabilir. Prematüre retinopatisi, özellikle düşük doğum ağırlığına sahip ve erken doğmuş bebeklerde sıkça görülür. Bu durum, retinanın damarlarının normalden farklı şekilde büyüdüğü ve bu büyüme sonucu retinanın zedelenebileceği bir durumu ifade eder. Tedavi, prematüre retinopatisinin evresine bağlı olarak değişebilir. Erken teşhis önemlidir çünkü tedavi edilmezse, retina dekolmanı gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Tedavi seçenekleri arasında lazer tedavisi ve göz içi ilaç enjeksiyonları bulunur. Bu tedaviler, anormal damar büyümesini kontrol altına almayı veya durdurmayı amaçlar. Prematüre bebeklerin göz sağlığına dikkat edilmesi ve periyodik göz muayenelerinin yapılması, prematüre retinopatisi gibi sorunların erken teşhis edilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, anne adaylarının gebelik sürecinde sağlıklı yaşam tarzı ve doktor tavsiyelerine uymaları, bebeklerin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmelerine yardımcı olabilir. Hem asistan doktorların hem de uzman doktorların bu alandaki eğitimi, prematüre retinopatisinin erken teşhis edilmesi ve etkili bir şekilde tedavi edilmesi için hayati bir rol oynamaktadır. Kliniğimiz bu misyonu başarıyla üstlenmiş ve prematüre retinopatisinin tanı ve tedavisi konusunda bölgemizde görev yapan uzman hekimlerin eğitimi Doç. Dr. Sabit Kimyon tarafından başarıyla gerçekleştirilmiştir.
NAZOLAKRİMAL KANAL TIKANIKLIĞI GÖZLERDE SÜREKLİ SULANMAYA YOL AÇIYOR
Nazolakrimal kanal, gözlerimizin iç köşesinden burnumuza doğru uzanan ince bir tüptür. Bu kanalın görevi, gözlerimizin ürettiği gözyaşı sıvısını buruna yönlendirmektir. Gözlerimiz sürekli olarak gözyaşı üretirler ve bu sıvı, gözlerimizi nemli tutar, yabancı cisimleri temizler ve enfeksiyon riskini azaltır. Nazolakrimal kanal tıkanıklığı, bu kanalın bir nedenle tıkanması veya daralması sonucu ortaya çıkar. Tıkanıklık nedeniyle gözyaşı, normal şekilde buruna drenaj yapılamaz ve gözlerde aşırı gözyaşı, sulanma, kızarıklık ve bazen enfeksiyonlar gibi belirtilere yol açabilir. Göz masajı ve ilaç tedavisi gibi basit yöntemlerden cerrahi seçeneklere kadar birçok etkili tedavi mevcuttur. Bu tedaviler, hastaların rahatlamasını sağlayarak görme konforunu geri kazandırabilir. Kliniğimizde bu tedaviler Prof. Dr. Şehmus Arı tarafından başarı ile yapılmaktadır.
''KALBİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ''
Günümüzde kalp hastalıkları tüm dünyada en sık görülen ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Tanı ve teşhis yöntemlerinin gelişmesi ile beraber tedavi yöntemlerimde hasta sağlığı açısından olumlu aşamalar kat etmiştir. Kalp ve Damar Cerrahisi alanındaki hızlı gelişmeler kalp hastalıklarının cerrahi tedavisinde farklı yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bölgemizde de bu yeniliklerin takipçisi ve uygulayıcısı olan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği geçmiş başarıları ve gelecekte yapacakları ile referans merkez olmaya devam etmektedir. Gaziantep Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniği bölüm başkanı Prof.Dr. Adnan Celkan’dan bölüm hakkında bilgi aldık. Klinik hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Adnan Celkan, bölgede kalp hastalıklarının çok yaygın bir şekilde görüldüğünü söyledi. Kalp ve damar hastalıkları denince akıllara sadece kalp damarlarının tıkanıklığı ile seyreden koroner kalp hastalıklarının geldiğini ve bunun yanında kalp kapak hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, aort damarı yırtılma ve genişlemeleri, kalbin ileti sistemi ile ilgili problemlerde hiç azımsanmayacak kadar sık görüldüğünü anlattı.
Celkan,''Kliniğimizde üç öğretim üyesi ve altı uzmanlık eğitimi alan asistan ile hizmet vermekteyiz. Bölgemizde kalp hastalıkları çok yaygın bir şekilde görülmektedir. Kalp ve damar hastalıkları denince aklımıza maalesef sadece kalp damarlarının tıkanıklığı ile seyreden koroner kalp hastalıkları geliyor. Bunun yanında kalp kapak hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, aort damarı yırtılma ve genişlemeleri, kalbin ileti sistemi ile ilgili problemlerde hiç azımsanmayacak kadar sık görülmektedir. Ayrıca kol bacak ve beyin atar damarlarını tutan tıkayıcı hastalıklar, toplar damarlardaki tıkayıcı pıhtılaşmalar ve varis hastalıklarıda çok görülmektedir. Tüm ameliyatlarımızı dünya standartlarında ki laminarflow ve hepafiltreli ameliyathanemizde gerçekleştiriyoruz. On yataklı yoğun bakım ünitemiz ise bölgedeki en donanımlı geniş özel odalı tek yoğun bakım ünitesidir''dedi.
KORONER KALP HASTALIĞI
Prof. Dr. Adnan Celkan, günlük hayatta en çok karşılaştıkları rahatsızlığın koroner kalp hastalığı olduğunu bu hastalıkta, koroner damarlarda yer yer, başta kolesterol olmak üzere bir takım maddeler birikmekte ve buralarda darlıklar ve tıkanıklıklar oluştuğunu söyledi.
Celkan,''Bizim günlük pratiğimizde en sık karşılaştığımız koroner kalp hastalığıdır. Bu hastalıkta, koroner damarlarda yer yer, başta kolesterol olmak üzere bir takım maddeler birikmekte ve buralarda darlıklar ve tıkanıklıklar oluşmaktadır. Bunun sonucu olarak kalbin beslenmesi bozulmakta, kalbin ritmik çalışmasında ve kasılmasında hastalığın ciddiyetiyle orantılı olarak bozukluklar oluşmaktadır. Koroner arter hastalığı, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de erişkinlerde başta gelen ölüm ve işgücü kaybı nedenidir. Genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları, sigara, diabet, hipertansiyon bu hastalığın oluşmasında ki en sık nedenlerdir. Koroner damar hastalığında asıl önemli olan, koroner damarlardaki darlıkların infarktüse yol açmadan tedavi edilmesidir. Bu da öncelikle koroner damarların durumunun görülmesi ile olur. Bu amaç için kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte (efor testi, miyokart sintigrafisi vs), damar hastalığı olduğundan şüphe edilen hastalarda halen altın standart olarak kabul edilen en güzel tanı yöntemi; koroner anjiyografidir. Koroner anjiyografide, kalp damarları gözle görünür hale getirilip filmi çekilir. Anjiografik olarak açılamayan (balon ve stentleme) damarların tedavisinde koroner bypass ameliyatı gerçekleştirilmektedir. Bypass cerrahisinde ise damardaki darlık bölgesinin öncesi ile sonrası arasına köprü görevi gören bir damar konulur. Bu konulan damar, hastanın kendisinin bacak toplardamarı veya göğüsten alınan bir atardamar olabilir. Böylece kan, bu köprü yardımıyla, dar veya tıkalı olan bölgenin ilerisine geçebilir''ifadelerine yer verdi.
''TEKNOLOJİYİ İYİ TAKİP EDİYORUZ''
Adnan Celkan, teknolojiyi iyi takip ettiklerini söyleyerek, teknolojik gelişmelerin ameliyat tekniklerinde de farklı yöntemlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi. Küçük kesi ile göğüs kemiği kesilmeden yapılan ameliyatlar ile kalp kapaklarının değişimi ve tamiri, doğuştan gelen anomalilerin düzeltilmesinin mümkün hale geldiğini aktaran Celkan, '' Teknolojik gelişmeler ameliyat tekniklerinde de farklı yöntemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Küçük kesi ile göğüs kemiği kesilmeden yapılan ameliyatlar ile kalp kapaklarının değişimi ve tamiri, doğuştan gelen anomalilerin düzeltilmesi mümkün hale gelmiştir. Ayrıca son zamanlarda sol meme altından küçük kesi ile yapılan byy-pass ameliyatları gündeme gelmiştir. Hasta açısından büyük avantajları olan yöntem, bölümümüzde rutin olarak yapılmaktadır. Son bir yılda yaklaşık altmışa yakın hasta bu yöntemle kliniğimizde ameliyat edilmiştir. Bu yöntemin geliştiricisi Dr. Oleksandr Babliak Ağustos ayında kliniğimizi ziyaret etmiş ve bizzat ameliyatlara katılmıştır. Ayrıca Aort damarındaki genişleme ve yırtıklar Endovasküler teknikle hastaya narkoz vermeden ve sadece kasıktan yapılan 3-4 cm lik bir kesi ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca Varis merkezimizde son teknikler ile (lazer ve yapıştırma) her türlü varis ameliyatları gerçekleştirilebilmektedir. Ayrıca bacak atar damarlarının ameliyatsız anjiografik yöntemlerle tedaviside merkezimizde rutin olarak gerçekleştirilmektedir. Doğuştan gelen çocuk kalp hastalıklarının cerrahi tedavisine ise ayrı bir parantez açmak gerekir. Bölgede bu ameliyatların yapıldığı tek merkez kliniğimizdir. Klinik ekibimiz ile marka şehrimize yakışan güvenilir ve referans merkez olmak en büyük amacımızdır''diye konuştu.
ÇOCUKLAR VE ERGENLER İÇİN TMS TEDAVİSİ
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda büyük bir adım atıldı. Çocuklar ve Ergenler İçin TMS tedavisinin yapıldığı hastanede yeni dönemin kapıları aralandı. Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Karadağ, Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) tedavisi uygulamalarına başladıklarını ifade ederek, bu yenilikçi tedavi yöntemi, zorlu ruh sağlığı sorunlarına sahip gençlerin yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini ve otizm spektrum bozukluğu gibi önemli bir alanı da kapsadığını kaydetti.
Karadağ,''Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, ruh sağlığı alanında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Çocuk ve ergenlerin mental sağlığını güçlendirmek ve tedavi etmek amacıyla Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) tedavisi uygulamalarına başlıyor. Bu yenilikçi tedavi yöntemi, zorlu ruh sağlığı sorunlarına sahip gençlerin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor ve otizm spektrum bozukluğu gibi önemli bir alanı da kapsıyor. TMS, beyin üzerinde manyetik alanlar kullanarak nöronları uyarmayı amaçlayan bir non-invaziv (cerrahi olmayan) bir tedavi yöntemidir. Bu yöntem, çocuk ve ergenlerde depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk, tik bozuklukları, otizm spektrum bozukluğu ve diğer birçok ruh sağlığı sorunu için etkili bir alternatif sunmaktadır''dedi.
''TMS CERRAHİ MÜDAHALE GEREKTİRMEZ''
TMS tedavisinin avantajlarını sıralayan Karadağ, herhangi bir cerrahi işlem yapılmadığını anlatarak, TMS tedavisinin, günlük yaşama minimum müdahale ile entegre edilebilecek bir tedavi şekli olduğunu ve tedavinin, genellikle hafta içi her gün uygulanarak her seans yaklaşık 5 ile 15 dakika sürdüğünü söyledi.Karadağ,'' Cerrahi Müdahale Gerektirmez: TMS tedavisi, cerrahi bir işlem gerektirmez ve invaziv olmayan bir seçenek sunar. İlaçların Tamamlayıcısı Olabilir: İlaç tedavilerine alternatif veya tamamlayıcı bir yaklaşım olarak kullanılabilir. Yan Etkiler Minimaldir: TMS tedavisinin yan etkileri genellikle hafif ve geçici olup, ilaçların neden olduğu bazı yan etkileri ortadan kaldırabilir. Hızlı ve Etkili Sonuçlar: TMS tedavisi etkisini ilk haftalarda göstermeye başlayarak hızlı ve etkili sonuçlar sağlayabilir. TMS tedavisi, günlük yaşamınıza minimum müdahale ile entegre edilebilecek bir tedavi şeklidir. Tedavi, genellikle hafta içi her gün uygulanır ve her seans yaklaşık 5-15 dakika sürer. Toplamda ortalama bir ay sürer. Tedavi sırasında, özel bir cihazla başınıza hafif manyetik darbeler uygulanır. Bu darbeler, beyindeki belirli bölgeleri uyararak ruh sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olur. TMS tedavisi sonrasında günlük aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz, herhangi fonksiyon kaybına uğramazsınız''şeklinde konuştu.
TMS TEDAVİSİ VE YAN ETKİLERİ
TMS tedavisinde hafif bir rahatsızlık hissi olacağını ancak bunun acı veren bir durum olmadığının altını çizen Mehmet Karadağ,'' TMS tedavisi sırasında, genellikle hafif bir rahatsızlık hissi olabilir, ancak bu acı verici değildir. Çoğu insan için bu his, başın uyarıldığı yerde hafif bir baskı hissi olarak tanımlanır. Bu rahatsızlık genellikle tedavi sona erdiğinde kaybolur. En yaygın yan etkiler hafif ve geçicidir. Bunlar arasında baş ağrısı, başın uyarıldığı bölgede hafif rahatsızlık, baş dönmesi yer alabilir. Bu yan etkiler genellikle tedavi sona erdiğinde ortadan kalkar. Genel olarak, TMS tedavisinin sonuçlarının uzun vadeli olması beklenmektedir. Ancak sonuçlar kişinin bireysel durumuna ve tedavi alınan soruna bağlı olarak değişebilir. Sonuçlarını sürdürmek için kişinin tedaviyi düzenli olarak takip etmesi, sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmesi ve gerekirse ilaçları düzenli olarak kullanması önemlidir''ifadelerinde bulundu.
Kaynak:Haber Merkezi

































Yorum Yazın