memo

Bugun...

GİRAY FİLO

GİRAY FİLOO

24-09-2020 14:33 Kategori: SAĞLIK

SANKO Hastanesi bölgeye hitap ediyor...

SANKO Hastanesi bölgeye hitap ediyor...
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"Gaziantep’te, çağdaş teknoloji ile donatılmış, modern bir sağlık merkezi bulunmayışının getirdiği güçlükleri yaşayan Sani Konukoğlu, 1993 yılında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin kuruluşunu başlattı ve çalışmalarını 1994’te aramızdan ayrılıncaya kadar sürdürdü. "

Sani Konukoğlu’nun idealini gerçekleştiren ailesinin 1996 Ağustos ayında faaliyete geçirdiği SANKO Üniversitesi Hastanesi, bugün bölgeye ve Türkiye’ye kazandırılan en büyük sağlık kuruluşları arasında yer alıyor.
TÜM BÖLÜMLERİ BÜNYESİNDE BARINDIRIYOR
Ulusal ve uluslararası standartlarda, çağdaş hastane yönetimi anlayışıyla yönetilen, TS – ISO – EN 9001:2015 Kalite Yönetim Sistem Belgesi’ne ve OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi Belgesi’ne sahip, sağlıkta yüksek kalitenin adresi haline gelen hastanede, Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Kalite Standartları çerçevesinde tüm bölümlerle hizmet sunuluyor.
Hastanede Acil Servis, Biyokimya, Patoloji ve Tıbbi / Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarları, Radyoloji, Nükleer Tıp, Kardiyovasküler Cerrahi, Organ Nakli Merkezi, Nefroloji, Hematoloji, Terapötik Aferez Merkezi, Genel Cerrahi, Beyin Cerrahisi, Çocuk Cerrahisi, Dahiliye, Gastroenteroloji, Endokrinoloji, Kulak Burun Boğaz, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi, Kardiyoloji, Göğüs Hastalıkları, Üroloji, Ortopedi ve Travmatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Plastik Rekonstrüktif Cerrahi, Göz Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Nöroloji, Psikiyatri, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, Göğüs Cerrahisi, Dermatoloji, Uyku Laboratuvarı, Obezite Merkezi, Periton Diyalizi Merkezi, Pulmoner Rehabilitasyon Merkezi, GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp) ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkeziyle uzman tanı ve tedavi yöntemleri uygulanıyor.
HASTANEDE TÜM YAŞAM BİRİMLERİ YER ALIYOR
Artan ihtiyaç karşısında, 2006 yılında başlatılan hastanenin ek bina inşaatı, Kasım 2009’da tamamlanarak, 60 bin 750 metrekarelik çalışma alanında, her türlü yaşam desteği verilerek hastaların hayati fonksiyonlarının sürekli izlendiği her biri 24 saat doktor ve hemşire gözetiminde olan Koroner Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Yoğun Bakım, Cerrahi Yoğun Bakım, Yeni Doğan Yoğun Bakım (36 sabit kuvöz, 3 transport kuvöz) ünitelerinde toplam 114 yatak kapasitesine ulaşıldı. 
Acil Serviste 6 muayene, 15 gözlem yatağı, 2 tam donanımlı müdahale odası, 1 resüsitasyon odası, Kadın ve Doğum, Kulak, Burun ve Boğaz, Çocuk Hastalıkları, Ortopedi ve Travmatoloji muayene odaları bulunuyor. 
HİZMET KALİTESİ TAÇLANDIRILDI
Hastanede 600 yatak, 10 ameliyathane, tam donanımlı 2 ambulans, 120 poliklinik odası, bekleme salonları, her türlü ulusal ve uluslararası toplantının yapılabileceği salonu, kafeteryası, bodrum katında 225 araçlık kapalı, 50 araçlık açık otopark yer alıyor.
Hasta ve hasta yakınlarının her ihtiyacına çözüm bulunması anlayışı ile 1996 yılından bu yana bölge halkına hizmet verilen hastane, SANKO Üniversitesi ile İşbirliği ve Ortak Kullanım Protokolü (Afiliasyon) imzalanması sonrasında uygulama ve araştırma merkezi statüsü ile hizmet kalitesini taçlandırdı.
SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Genel Müdürlüğü’ne atanan Dr. Sermet Kileci, Memohaber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Taşçı’ya hedeflerini ve hastaneyi değerlendirdi. 
“SANKO her alanında olduğu gibi sağlık alanında da bölgeye ve ülkeye değer katıyor” diyen Dr. Kileci, deneyimli hekim ve idari kadrosu, hastane kapasitesi ve tıbbi cihaz donanımı anlamında bölgenin ve ülkenin sağlık kuruluşları arasında baş sıralarda yer alan SANKO Üniversitesi Hastanesi’ni (Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi) Memohaber okurlarına anlattı. 
SANKO HİZMET AĞINI BÜYÜTÜYOR
SANKO Üniversitesi Kampüsü projesiyle yakın zamanda bölüm artışları olacağını belirten Dr. Kileci, şunları söyledi:
“Tıp ve sağlık bilimleri fakülteleriyle sağlık alanında çok önemli akademik eğitim ve hizmet sunan SANKO Üniversitesi, çok yakında temelini atacağı kampus inşaatının tamamlanmasının ardından yeni bölümleri de programına alacak. Hastanemiz, 600 yatak kapasitesi, bine yakın personeli ve her bölümde akademik kariyer sahibi hocalarıyla bir yandan eğitimini bir yandan sağlık hizmetlerini sürdürüyor. En önemli amacımız bölge halkına en yüksek oranda sağlık hizmeti sunarak çok kaliteli sağlık profesyonelleri yetiştirmektir.”
  
SORUMLULUK BİLİNCİ İLE HAREKET EDİYORUZ
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin sorumluluk bilinci ile hareket ettiğini ve tüm bölümlerde başarılı sonuçlar alındığını kaydeden Dr. Kileci, “Ana branşlarda tüm bölümlerimiz mevcut. Kalp, anjiyo, girişimsel radyoloji, hematoloji, çocuk hematolojisi, onkoloji, nefroloji ve organ nakli gibi standardın dışındaki ünitelerimiz de var” diye konuştu.
“Hem özel hastaneyiz hem de araştırma uygulama hastanesi olarak hizmet veriyoruz” diyen Dr. Kileci, ikisinin de gereklerini yerine getirmenin gururunu yaşadıklarına vurgu yaptı.
HEM TÜRKİYE’YE HEM DÜNYAYA HİTAP EDİYORUZ
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin sağlıkta hitap ettiği kesimi değerlendiren Dr. Kileci, özetle şu bilgileri paylaştı:
“Yurdun dört bir yanından gelen hastalarımız olduğu gibi yurtdışından, özellikle Ortadoğu’dan hastalarımız var. Çevre illerimizden Adıyaman, Şanlıurfa, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Kilis’ten yoğun hasta talebi var. Daha çok kalp cerrahisi, plastik cerrahi ve ortopedi cerrahisi alanlarında çözülemeyen sağlık sorunları için bizi tercih ediyorlar. Basit rahatsızlıklardan ziyade daha fazla uzmanlık gerektiren ve kritik denilebilecek hastalıklarda öne çıkıyoruz.” 
GELİŞEN TEKNOLOJİYİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ
SANKO Holding’in bulunduğu her alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de teknolojisini sürekli yenilediğine dikkat çeken Dr. Kileci, şöyle konuştu:
“Her zaman için mevcudu korurken yeni teknolojileri de devreye almak öncelikli bakış açımızdır. Vakıf anlayışı ile kâr amacı gütmeden hizmet sunulmaktadır. Hatta holdingden ve vakıftan destek alarak işlevimizi sürdürüyoruz. Çağın gereklerine göre kendimizi sürekli yeniliyoruz. Tıpta teknolojinin gerisinde kalırsanız o hizmeti en doğru şekilde sunmuş olamazsınız.”
GAZİANTEP SAĞLIK TURİZMİNE CİDDİ KATKI KOYDU
Gaziantep’in sağlık turizminde büyük hamle yaptığının altını çizen ve SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin bu sürece kattığı değere değinen Dr. Kileci, şunları anlattı:
“Sağlık turizminde özellikle son beş yılda çok önemli ilerleme sağladık. Sağlıkta 15 yıldan bu yana ciddi bir gelişme söz konusu. 2005 yılında sosyal güvenlik kurumlarının bakanlığa devredilmesi, 2008’de tek çatı altında birleştirilmesi ve sağlık reformları sonucu birçok Avrupa ülkesini geçtik. Ülkemizin geldiği bu konumda nasıl normal turizmden bahsediyorsak artık sağlık alanında da dışarıya sağlık hizmeti sunabilmeliyiz felsefesi ortaya çıkmıştır. 
Devletimizin sağlık turizmi ile ilgili çok ciddi destekler, var. Biz de Sağlık Turizmi Yetki Belgemizi aldık. İstanbul ve Antalya’da sağlık turizmi biraz daha önde. Sanayicilerimizi de örnek alarak sağlık turizminde biraz daha gelişmemiz gerekiyor. Sonuç olarak bu da bir ihracat sayılır aslında. Bunu başarmak için önemli bir altyapımız mevcut.”
 
ORGAN NAKİLLERİNDE ÇOK DEĞERLİ HOCALARA SAHİBİZ
Organ nakillerinde değerli kadroya sahip olduklarını belirten Dr. Kileci, “Organ nakli sekiz - dokuz yıldan bu yana hastanemizde yapılıyor. Çok iyi bir ekibimiz var. Daha geçen hafta dört nakil gerçekleştirdik. Şu anda sadece böbrek nakli üzerine çalışıyoruz.  Önümüzdeki dönemde karaciğer ve kalp nakli konusunda da projelerimiz olacak. Ekibimizi geliştiriyoruz” ifadelerini kullandı.
KONUKOĞLU YILIN EN BAŞARILI SAĞLIK GİRİŞİMCİSİ SEÇİLDİ
SANKO Holding Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, hospitalmanager Dergisi jürisi tarafından “Yılın En Başarılı Sağlık Girişimcisi” ödülüne değer bulundu. SANKO Holding Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu’nun ödülü, hospitalmanager Dergisi Yayın Kurulu Başkanı Oğuz Engiz tarafından SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Konukoğlu’na takdim edildi. Zeki Konukoğlu, yaptığı konuşmada, 1996 yılında kurdukları Sani Konukoğlu Hastanesi’nin vakıf mantığı ile işletildiğini ve bu anlayışın geliştirilmesi amacıyla SANKO Üniversitesi’ni kurduklarını bildirdi.
Doç. Dr. Erhan ÖZYOL
SANKO Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi 
SARI NOKTA HASTALIĞI
SANKO Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Üyesi Doç. Dr. Erhan Özyol, göz ağ tabakası olarak isimlendirilen retinanın merkezi görmeden sorumlu sarı nokta bölgesinin (makula) bir hastalığı olan sarı nokta hastalığının, ilerleyici merkezi görme kaybına yol açmasından dolayı önemli olduğunu söyledi.
Hastalığın erken ve geç dönem bulgularının farklılık gösterdiğini belirten ve SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Doç. Dr. Özyol, erken dönemde sarı nokta bölgesinde drusen denilen gri-beyaz renkte görme hücreleri artıklarından oluşan lekelenmeler, geç dönemde ise anormal yeni damarlar ve buna bağlı kanamalar görüldüğüne dikkat çekti.
Görme hücrelerinin ölümü sonucunda işlevselliğini yitirmiş incelme alanlarının da geç dönemde görülebileceğini kaydeden Doç. Dr. Özyol, “Hastalarımız genel olarak erken dönem bulgularını kuru tip ya da iyi tip sarı nokta hastalığı olarak bilirken, geç dönem bulgularını yaş tip ya da kötü tip sarı nokta hastalığı olarak bilmektedir. Bununla birlikte geç dönemde görülen kuru tipin ileri formu da görme kaybı açısından önemli bir yeri işgal ettiğini belirtmemizde de fayda vardır” dedi.
Bu hastalığın 2020 yılında dünya genelinde yaklaşık 200 milyon kişide görüleceğinin tahmin edildiğini, 2040 yılında ise bu sayının 300 milyon olmasının beklendiğini anımsatan Doç. Dr. Özyol, şöyle devam etti:
“Bu hastalık, ilerleyici ve geri dönüşümsüz görme kaybına neden olması nedeniyle sosyoekonomik problemlere de yol açan önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Sarı nokta hastalığının yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkileri olduğunu görüyoruz. Hastalar az görme nedeniyle kendilerini günlük aktivitelerden kısıtlamakta, sonuçta stres ve hatta depresyonla sonuçlanabilen durumlar ortaya çıkabilmektedir. 
Benzer şekilde az görme ya da görmemeye bağlı düşme ya da benzeri travmalar azımsanmayacak boyuttadır. Yine bazı çalışmalarda sarı nokta hastalığı ile Alzheimer hastalığı ya da demans arasında bağlantı olduğu da bildirilmektedir. Konuya genel olarak bakıldığında sarı nokta hastalığı görsel kaybın yanında sosyoekonomik ve diğer sağlık sorunları açısından da önemli bir yere sahip olduğunu söylemeliyiz.”
 
KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR, RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli risk faktörünün ileri yaş olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özyol, “Burada 60 yaşını sınır yaş olarak alabiliriz. Ancak 60 yaşın altında da nadiren görülebildiğini aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe riskin de arttığı gösterilmiştir. Kapsamlı bir çalışmada 70 yaş üzeri bireylerde erken evre sarı nokta hastalığı yüzde 13,2 oranında görülürken, geç evre sarı nokta hastalığı yüzde 3 oranında tespit edilmiştir” şeklinde konuştu. 
 
Genetik yatkınlık ile sarı nokta hastalığı arasında güçlü bir ilişki olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özyol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genetik yatkınlığın da hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğunu söylemeliyiz.  Bayan cinsiyet ve beyaz ırk hastalarında sarı nokta hastalığı daha sık görülmektedir. Sarı nokta hastalığı gelişmesinde diğer önemli risk faktörleri arasında sigara kullanımı, diyet, güneş ışığı-ultraviole maruziyeti, alkol tüketimi, vücut tansiyonu, kan yağlarındaki yükseklik sayılabilir. Bahsedilen değiştirilebilir risk faktörlerinden en önemlisi ve üzerinde uzlaşılan risk faktörü sigara kullanımıdır. Sigara kullananlarda ileri evre sarı nokta hastalığı görülme riski sigara kullanmayanlara göre 2 kat daha fazla olup, sarı nokta hastalığı 10 yıl daha erken başlangıç gösterebilir.”
HASTALAR NE ŞİK YETLERLE BAŞVURUR?
Hastanın erken dönemde herhangi bir şikayetinin olmayabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Özyol, ancak bazen özellikle okuma esnasında görüntüde kayma ya da bükülme şikâyeti ile kendilerine başvurabildiklerini bildirdi.
Yine bu hastaların düşük ışık altında ya da loş ortamlarda okuma güçlüklerinden bahsedilebileceğini anlatan Doç. Dr. Özyol, geç dönemde ise okuma, araç kullanma, televizyon seyretme esnasında görüntüde kayma ya da bükülme görülebileceğini anımsattı. 
Hastaların bazen koyu gri lekelenmeler nedeniyle yüzleri tanımakta zorlandıklarına işaret eden Doç. Dr. Özyol, şu uyarıda bulundu:
“Hastalığın ilerlemesiyle (ki bu yaş tipte haftalar ya da aylar içinde olabilirken kuru tipin ileri formunda yıllar sürebilir) hastaların merkezi görmeleri azalmaktadır ve hastalar bir insanın yüzüne baktıklarında yüzü seçemeyecek hale gelirler. Şayet hastanın bir gözü daha fazla etkilenmişse hasta diğer gözdeki görme azlığını fark etmeyebilir. Bunun için hastaların gözlerini tek tek kapatarak görüntüyü karşılaştırmaları gerekmektedir.”
 
HASTALIK NE TİP BULGULAR VERİR? 
Polikliniğe başvuran hastalarda öncelikle görme seviyesi tespitinin yapıldığını anlatan Doç. Dr. Özyol, tanıda yapılan işlemlerle ilgili şunları anlattı:
“Hastanın tüm göz muayenesi tamamlandıktan sonra göz bebeklerini büyütmek için gözüne 2 ya da 3 tur ilaç damlatıp, yaklaşık yarım saat kadar bekliyoruz. Sonrasında yapılan göz dibi muayenesinde sarı nokta bölgesinde hasarlı alanların görülmesiyle hastalığın tanısını koyuyoruz. Muayene sırasında göz dibinde erken dönemde drusen denilen gri-beyaz renkte görme hücreleri artıklarından oluşan lekelenmeler görülürken, geç dönemde anormal yeni damarlar ve buna bağlı kanamalar görülür. Ayrıca görme hücrelerinin ölümü neticesinde işlevselliğini yitirmiş incelme alanları da geç dönemde görülebilir. 
 
Hastalığın ne aşamada olduğu, ilerleme hızının tespiti, tedavi gerekip gerekmediği, tedaviye ne oranda cevap verdiği ya da tedavide hastanın görme artışı sağlayıp sağlamayacağı gibi durumları tespit etmek için bazı görüntüleme testleri yapıyoruz. Öncelikle erken dönemde göz dibinin fotoğraf makinasına benzer bir cihazla resmi çekilerek diğer kontrollerde hasarlı alanlarda ilerleme olup olmadığı karşılaştırılarak kayıt altına alınmaktadır. Göz tomografisi, gözün ilaçlı anjiosu ve son dönemlerde kullanıma giren ilaçsız anjiografi bize tanı koymamızda, tedavi aşamasında ve takipte önemli veriler sağlamaktadır.
 
Göz tomografisi ya da optik koherens tomografi olarak da bilinmektedir. Ancak rutin poliklinik uygulamalarımızda OCT olarak isimlendirmekteyiz. OCT ile göz arkası ya da sarı nokta olarak bilinen makula bölgesinin oldukça detaylı görüntülerini elde edebilmekteyiz. Çoğu zaman çıplak gözle göremediğimiz hasarlı alanları daha objektif bir şekilde değerlendirme şansı bize vermektedir. İşlemin kendisi 2-3 dakikayı geçmemektedir.” 
GÖZ ANJİYOSU
Bir diğer yöntemin göz anjiyosu olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özyol, uygulama hakkında şu bilgiyi verdi:
“Burada ise kol damarından özel boyalı bir madde verilerek göz damarlarının fotoğrafı çekilmektedir. Özellikle sarı nokta hastalığının yaş tipinde sarı nokta bölgesinde oluşan anormal yeni damarlar ve bu damarların neden olduğu sızıntılar, sıvı toplanması ya da ödem varlığı göz anjiosu ile tespit edilebilmektedir. Tabi ki bu işlem öncesi hastaların iç hastalıkları kontrolünden geçirilerek herhangi bir böbrek ya da kalp hastalığı açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. 
Ayrıca hastalarda alerji öyküsünün varlığı da göz ardı edilmemelidir. Bu işlemin kendisi de yaklaşık 5 ile 10 dakika arasında sürmektedir. Gerek göz tomografisi gerekse göz anjiosundaki farklı çekim modülleri ile de özellikle kuru tip sarı nokta hastalığında ilerlemeyi tespit eden farklı çekim modülleri bulunmaktadır. Otofloresans denilen bu çekim modu ile kuru tip değişiklikler daha objektif kriterler ile değerlendirilebilmektedir.”
Göz hastalıklarının tedavisinde teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızda sürdüğünü vurgulayan Doç. Dr. Özyol, gelişmeleri şöyle özetledi:
“Burada özellikle son yıllarda kullanıma giren ilaçsız göz anjiosundan bahsetmemiz lazım. OCT-anjiografi olarak bilinen cihaz ile makula bölgesindeki anormal yeni damarların görüntülenmesi mümkündür. OCT anjiografiyi sadece sarı nokta hastalında değil diyabet hastalarında ya da retina damar tıkanıklıklarında da kullanmaktayız. Sonuçta hastalığın sade bir göz muayenesinden ziyade çoklu cihazlarla eşzamanlı değerlendirilmesi tanı, tedavi ve takipte çoğu zaman gerekli olmaktadır.”
 
ÖNLEMENİN YA DA GECİKTİRMENİN HERHANGİ BİR YÖNTEMİ VAR MI?
Bu konuda yapılan uluslararası çalışmaların, antioksidan içeren vitamin tabletlerinin her 4-5 hastadan birinde orta evreden ileri evreye geçişe karşı koruyucu olduğunu gösterdiğini belirten Doç. Dr. Özyol, bununla beraber yukarıda bahsedilen risk faktörlerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
 
Özellikle sigara kullananların bırakmasının önerildiğini kaydeden Doç. Dr. Ozyol, “Hastaların diyetlerine dikkat etmesi, egzersiz yapması, özellikle yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesinin hastalık üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Ayrıca balık tüketilmesinin de ihmal edilmemesi gerekir. Şayet yeterince balık tüketilmiyorsa, yukarıda bahsettiğimiz omega 3 içeren vitamin tabletlerinin de kullanılması fayda sağlayabilmektedir. Hastalığın ortaya çıkışında genetiğin de payı olduğu düşünülürse ailesinde sarı nokta hastalığı olan bireylerin 50 yaşından sonra yıllık bir göz hekimine muayene olmasını önermekteyiz” ifadelerine yer verdi.
TEDAVİDE NELER YAPIYORSUNUZ?
Mevcut veriler ışığında hastalığı kesin olarak tedavi edip sonlandıran herhangi bir ilaç ya da ameliyat bulunmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Özyol, konu ile ilgili uluslararası seviyede çok yoğun çalışmalar yapıldığını ve yapılmaya da devam ettiğini kaydetti.
Kuru tip sarı nokta hastalığına karşı koruyucu önlemleri tekrar hatırlatmakta fayda olduğunu belirten Doç. Dr. Özyol, devamla şu bilgileri paylaştı:
“Yaş tip sarı nokta hastalığında ise sarı nokta bölgesinde oluşan anormal yeni damarlar ve bunların neden olduğu sıvı sızması, ödem, kanama gibi problemlere yönelik göz içi eğne tedavileri yapmaktayız. Yine yaş tip sarı nokta hastalığının bazı tiplerinde fotodinamik tedavi denilen ışın tedavisini de iğne tedavisine eklemekteyiz. Göze enjekte edilen bu özel hazırlanmış ilaçlar şu anda piyasada üç tanedir. Bir tanesi FDA onayı olmamakla birlikte ülkemizde ve dünyada hem etkin hem de ekonomik olarak daha ucuz olması nedeniyle sık kullanılmaktadır. Ancak ülkemizde de henüz Sağlık Bakanlığı onayı bulunmamaktadır.
 
Yapılan çalışmalar bu ilacın da hastalık üzerinde benzer mekanizmalarla etki ettiğini ve faydalı olduğunu göstermektedir. Diğer iki ilaç ise FDA onaylı olup, ülkemizde de Sağlık Bakanlığı onayı bulunmaktadır. Ancak bunun ödemesini Sağlık Bakanlığı sadece üniversite ve eğitim araştırma hastanesi statüsündeki hastanelerde yazılırsa karşılamaktadır. Bu ilaçların en önemli dezavantajı genellikle aylık tekrarlayan tedaviler gerektirmesidir. Takiplerde tedavi kararı hastanın görme seviyesi ve göz tomografisi sonucuna göre verilmektedir. Genel uygulama ilk 3 ay aylık enjeksiyon, sonraki dönemde aylık takipler ve gerekirse enjeksiyon şeklindedir. Ancak hastalığın nüksetme durumu da göz önüne alındığında aralıksız aylık enjeksiyon ya da takip aralıklarının kademeli uzatılarak enjeksiyona devam edilmesi gibi farklı tedavi rejimleri de uygulanmaktadır. Tedavi süresi yıllarca devam edebilmektedir.
 
Yapılan çalışmalarda yaş tip sarı nokta hastalığında herhangi bir tedavi yapılmadığında körlük oranı (görme seviyesinin yüzde 10’un altında olması) 3 yılda yüzde 75’in üzerindeyken, göz içi enjeksiyon tedavisi alanlarda bu oran 3 yılda yüzde 12 seviyelerine kadar gerilemiştir. Yapılan tedavi ile görme kazanımının yeterince sağlanamamasındaki önemli nedenlerden biri hastaların takibe düzenli gitmemeleri ve yeterli sayıda enjeksiyon yapılamamasıdır.”
Sarı nokta hastalığı nedeniyle görmesini kaybeden ve göz içi enjeksiyon tedavisinden artık fayda görmeyeceği düşünülen hastalar üzerinde çalışmaların devam ettiğine vurgu yapan Doç. Dr. Özyol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu hastalar için büyüteçler, teleskopik gözlükler, göz içi mercekler ve retinal protezler yapılan uygulamalar arasındadır. Konuyla ilgili gerek ilaç alternatifleri gerekse gen tedavileri üzerinde çalışmalar yoğun şekilde sürdürülmektedir. Beklentimiz bu konuda yakın gelecekte olmasa da önümüzdeki 10 yılda önemli adımlar atılması. Bu açıdan bakıldığında hastanın hastalığının farkında olması sabırlı davranması ve doktor kontrollerini aksatmaması çok önem arz etmektedir.”


Kaynak: Haber Merkezi
Editör: Haber Merkezi
HABERE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


DİĞER SAĞLIK HABERLERİ

Muhittinoğlu

gazete manşetleri MemoNews
Memo News 9.Sayı

Memo News 8.Sayı

Memo News 7.Sayı

Memo News 6.Sayı

Memo News 5.Sayı

Memo News 4.Sayı

Memo News 3.Sayı

Memo News 2.Sayı

Memo News 1.Sayı

Kahve Molası
NAMAZ VAKİTLERİ
SPOR MANŞETLERİ