memo

Bugun...

GİRAY FİLO

GİRAY FİLOO

07-06-2022 12:50 Kategori: SAĞLIK

Özel Emek Hastanesi sağlıkta ön plana çıkmaya devam ediyor

Özel Emek Hastanesi sağlıkta ön plana çıkmaya devam ediyor
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"Deneyimli hekim ve sağlık çalışanları kadrosu ile çağın gelişen tıp teknolojisini yakından takip eden Özel Emek Hastanesi Gaziantep’in ve bölge illerin tercihi olmaya devam ediyor. "

Güvenilir, hızlı, ekonomik, ulaşılabilir ve sürdürülebilir sağlık hizmetleri anlayışı ile hastaların öncelikli tercihi olan Özel Emek Hastanesi, bünyesinde barındırdığı bölüm ve hekimleri ile sağlıkta A’dan Z’ye hizmet sunuyor. 

Özel Emek Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Özlem Özalp, alerjik burun tıkanıklıklarının vücutta birçok sağlık problemlerini beraberinde getirdiğini ve alerjik tıkanıklıkların insanların yaşam kalitesini düşürdüğünü söylerken yine Özel Emek Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr Sevgi Bilmez Altay ise her geçen gün toplumda artış gösteren insülin direnci ve şeker hastalığına karşı vatandaşları uyararak insülin direncinin belirtileri ve alınması gereken tedbirler hususunda açıklamalarda bulundu. 

Özel Emek Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Özlem Özalp: 

Özel Emek Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Özlem Özalp, burun tıkanıklıklarının toplumda yoğun olarak görüldüğünü ve tedavi edilmeyen bu rahatsızlıkların kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi vücutta kalıcı hasarlara da sebep olabildiğini söyledi. Alerjik rahatsızlıklara bağlı olarak görülen burun tıkanıklıklarının uzman bir hekim tarafından tedavi edilebileceğini söyleyen Özalp, " Sağlıklı yaşam oksijensiz mümkün değildir" dedi.


'ÖNEMSENMEYEN BURUN TIKANIKLIĞI KİŞİNİN YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR'

Burun tıkanıklığının toplumda yoğun olarak görüldüğünü ve önemsenmeyen burun tıkanıklığının kişilerde yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyen Özalp, "Gün içinde kendinizi yorgun ve dinlenmemiş hissediyorsanız bunun sebebi solunum yolumuzun ilk organı olan burnunuzun tıkanıklığı olabilir. Burun tıkanıklığı sık görülen ve kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir sorundur ve ne yazık ki genellikle iyi bir solunumun nasıl olduğunu bilmediğimiz için çoğumuz bu problemimizi geçici yöntemlerle çözmeye çalışıyoruz ve tıkalı burunla yaşamaya alışıyoruz. Oysa bazen basit olarak görülüp, çok da önemsenmeyen burun tıkanıklığı, birçok sıkıntılı sürece ve sonuca yol açabilmektedir. Burun tıkanıklığı nefes alıp verme işlevinin bozulması ve koku alma fonksiyonlarının zayıflaması nedeni olabildiği gibi uzun süre devam ederse gece horlama, kalitesiz uyku ve gün içinde uyuklamagibi sorunlar oluşturarak yaşam kalitesini bozabilmektedir. Burun tıkanıklığının ise birçok sebebi olabilir bu nedenle bu sorunu yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları hekimine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu.


'ALLERJİK BURUN TIKANIKLIĞI BERABERİNDE BİRÇOK RAHATSIZLIĞI DA GETİRİYOR'
Alerjik burun tıkanıklıklarının tedavi kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda başka sağlık problemlerinin de baş göstermeye başladığını hatırlatan Özalp, "Grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları geçici burun tıkanıklığına neden olabilirken sık görülen diğer bir neden olan allerjikrinitler ise üst solunum yolu hastalıkları ile karıştırılabilir. Burunda uzun süreli kaşıntı,  şeffaf akıntı, hapşırma ve geniz akıntısı yaparak burun etlerini büyütebilir hatta yeni et oluşumuna neden olabilir.  Allerjik durumlar alt solunum yollarını da etkileyerek astım gibi akciğer problemlerine de yol açabilirler" ifadelerinde bulundu.


ALLERJİK BURUN TIKANIKLIKLARI İLK VE SONBAHAR AYLARINDA ARTIŞ GÖSTERİYOR
Alerjik burun tıkanıklıklarının ilk ve sonbahar aylarında artış gösterdiğini ve bu süreçte hekim desteği alınması gerektiğinin altını çizen Özalp, "Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında artan polenler, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı nedeni olabilmektedir. Bu dönemlerde artış gösterilen belirtiler, saman nezlesini (alerjik rinit) işaret ediyor. Alerjiye bağlı olarak gelişen burun akıntısınınve tıkanıklığının  tedavisi için hekim önerisi ve takibiyle kullanılabilen,  ağızdan kullanılan ilaçlar ya da burun spreyleri uygulanması gerekmektedir" dedi.

'POLENLERE KARŞI İLK VE SONBAHAR AYINDA ÖNLEM ALINMALI'
Alerji semtomlarından kurtulmanın en etkili yolunun polenlere karşı önlem alınması olduğunu hatırlatarak alerjik rahatsızlığı olan kişilerin dikkat etmesi gerektiği hususları değerlendiren Özalp, "Alerji semptomlarından kurtulmanın en etkili ve güzel yolu neden olan problemin ortadan kaldırılması olacaktır. Polen alerjiniz varsa ; Polenlerin yoğun olduğu ilk bahar sonbahar ve yaz mevsimlerde kapı, pencerelerinizi mümkün olduğunca kapalı tutun, ev ve araç klima filtrelerinizin temizliği ve bakımını ihmal etmeyin,rutubetli ortamlarda bulunmamaya çalışın , çok tozlu ortamlarda maske kullanın evinizde canlı çiçek ve halı gibi allerjenleri barındırabilecek nesnelerin alternatiflerini bulundurmayı tercih edin" açıklamalarına yer verdi.


'BURUN TIKANIKLIĞI ÇOCUKLARDA VE YETİŞKİNLERDE FARKLI BELİRTİLER OLARAK KENDİNİ GÖSTERİYOR'

Burun tıkanıklıklarının çocuklarda ve yetişkinlerde farklılık gösterdiğini söyleyerek tıkanıklığa bağlı olarak oluşan belirtileri değerlendiren Özalp şu açıklamalarda bulundu: "Burun tıkanıklığı her yaşta sık karşılaşılan bir sorundur. Nedenleri arasında çocuklarda en sık geniz eti ve alerjiler yer alırken, erişkinlerde iki burun pasajını bölen kemik ve kıkırdaktan oluşan ortadaki perde bölmenin eğrilikleri (deviasyon) , burun eti (konka) büyümesi ya da burunda alerji kaynaklı oluşan et (polip) olabiliyor. Burunda deviasyon doğumsal ya da sonradan travmalarla olabiliyor. Burundaki tıkanıklık sinüzite neden olabilir sürekli geniz akıntısına yol açabilirken, geniz akıntısı sürekli boğaz temizleme ve gıcık şeklinde öksürüğe yol açabileceği gibi aynı zamanda özellikle sabahları daha fazla hissedilen ağız kokusuna yol açabilir." 

'DOĞRUDAN AĞIZDAN ALINAN NEFES KRONİK FARANJİT, BADEMCİK İLTİHABI VE AĞIZ DİŞ RAHATSIZLIKLARINI DA BERABERİNDE GETİRİYOR'

Burun tıkanıklığı sebebiyle doğrudan ağızdan alınan nefesin kronik faranjit, bademcik iltihabı ve ağız diş rahatsızlıklarına sebep olduğunu dile getiren Özalp, "Burun tıkanıklığı durumunda ağız solunumu yapıldığından filtrelenmeyen ve işlemden geçmeyen hava doğrudan boğaza ve akciğerlere yönlenerek özellikle kronik farenjit ve bademcik iltihabı gibi boğazın iltihabi durumlarına yol açabilir. Burun tıkanıklığı sonucu sürekli ağız solunumu yapılması boğaz sağlığıyla beraber ağız ve diş sağlığını da etkiler. Sürekli ağız kuruluğu, ağız ve dişleri koruyan tükürük salgısının azalması veya yetmemesi, diş çürüklerine ve diş eti iltihaplarına yol açabilir" şeklinde konuştu. 

'TEDAVİ EDİLMEYEN BURUN TIKANIKLIKLARI VÜCUTTA KALICI HASAR BIRAKABİLİR'

Burun tıkanıklıklarına müdahale edilmemesi durumunda ilerleyen dönemlerde vücutta kalıcı hasarların da olabileceğine dikkat çeken Özalp, "Burun tıkanıklığının yol açtığı horlama ve uyku apnesi, kişinin sosyal ve aile hayatını etkileyebilir ve ileri dönemlerde dolaşım ve solunum sistemlerinde kalıcı problemlere yol açabilir. Ayrıca gün içinde uyuklama gibi durumlara yol açarak araç kullanımı ya da dikkat isteyen işlerde çalışanlarda çevre sağlığını ve iş performansını da olumsuz etkileyebilir. Yeterince iyi nefes alamamak iskelet kaslarını da etkilendiğinden kişinin günlük performansını ve fiziksel kapasitesini azaltır. Bu durumun günlük işlevsel hareketlerde, iş ve okul performansında olumsuz etkileri ortaya çıkarmaktadır üstelik kişi kendinde gün boyu nedenini tam bilemediği bir yorgunluk hissedebilir. Kandaki oksijen seviyesinin azalma, beyni besleyen damarlardaki algılayıcılar tarafından hissedilir ve bu durumun sistemsel dengelemeye çalışması nedeniyle uzun dönemde kan basıncında artma (hipertansiyon) kalp ritm problemleri ya da kalp yetmezliği gibi sorunlar oluşturabilmektedir" dedi.

'SAĞLIKLI BİR YAŞAM OKSİJENSİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR'

Burun tıkanıklıklarının sebebinin ancak bir kulak burun boğaz hastalıkları hekimi tarafından belirlenerek uygulanacak yöntemlerle bu rahatsızlıklardan kurtulmanın mümkün olduğunu söyleyen Özalp açıklamalarını şu ifadelerle tamamladı: "Burun tıkanıklığı ve solunum problemi yaşıyorsanız mutlaka bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları hekimine muayene olmalı ve sorununuza çözüm istemelisiniz! Hekiminizin yapacağı tam bir kulak burun boğaz muayenesi ile burun dış ve içyapıları ayrıntılı olarak değerlendiriyor, gerekli hallerde endoskoplar kullanılarak gerekirse de ileri teknolojik görüntüleme yöntemleri ile destekleyerek, tüm sorunlar belirlenerek tedavi seçeneklerini sunuluyor.

İlaç tedavileri tıkanıklık süresi, şekli ve bölgesine göre uygulanıyor, gerekli hallerde cerrahi tedaviler önerilerek bu tedavilerde radyofrekans gibi kansız ameliyatlar olabildiği gibi dışarıdan görülmeyecek şeklide burun içinden yapılan kesilerle burun kıkırdakları ve kemikleri düzeltiyor ya da etleri küçülterek ya da temizleyerek ameliyatlar uygulanabiliyor. Cerrahi tedavide aynı seansta sinüzitlere de müdahale edebiliyor gerekli hallerde burun tıkanıklığına eşlik eden horlama ve uyku apnesi olan hastalarımızın bu sorunlarına da müdahalelerde edilebiliyor.Ameliyatlarda en hızlı normal yaşama dönüş hedeflenerek tamponsuz burun ameliyatı ya da sadece kanüllü silikon burun tamponları kullanıyor. Kişi en hızlı şekilde günlük yaşantısına geri dönebiliyor. Unutulmamalıdır ki sağlıklı yaşam oksijensiz mümkün değildir ve oksijenin vücudumuza ilk giriş yolu burnumuzdur, buradaki sorunlar tüm yaşam kallitemizi etkileyen sağlıksız bir durumdur. 


 

DAHİLİYE UZMANI DR SEVGİ BİLMEZ ALTAY:

KONTROL ALTINA ALINMAYAN İNSÜLİN DİRENCİ VE ŞEKER HASTALIĞI SAKATLIK VE ÖLÜMLE SONUÇLANABİLİR

Dahiliye Uzmanı Dr Sevgi Bilmez Altay, insülin direncinin kişilerde genetik ve çevresel risk faktörlerine bağlı olarak oluştuğunu ve değiştirilemeyen beslenme şekillerinin insülin ile mücadeleyi zorlaştırdığını söyledi. İnsülin direnci tanısının ancak uzman bir hekim tarafından bilinebileceğini söyleyen Altay, “Kontrol altına alınmayan insülin direnci ve şeker hastalığı sakatlık veya ölümle sonuçlanabilir” dedi. 

'İNSÜLİN PANKREASTAN SALINAN BİR HORMONDUR'

İnsülinin tanımını yaparak vücutta oluşan kan şeker durumunu değerlendiren Altay, "İnsülin, pankreas adı verilen organdan salınan bir hormondur. İnsülin, gıdalarla alınan şekerin vücutta depolanmasını ve kullanılmasını sağlar. Şeker içeren gıdalar tüketildiğinde, sindirim sistemi ile sindirilen şeker kana geçer, böylelikle kan şeker seviyesi oluşturulur. İnsülin ise kanda dolaşan şekerin hücreler tarafından alınmasını sağlar. İnsülin hücrelerin yüzeyinde bulunan şeker kapılarını açar ve hücre içene şeker girer. Yani özetle, insülin şekerin kandan uzaklaştırılmasını ve hücre içine girmesini sağlar" ifadelerine yer verdi.

'DUYARSIZ OLAN HÜCRELER KAN ŞEKERİNİN YÜKSELMESİNE SEBEP OLUYOR'

İnsülin direnci olan hastalarda hücrelerin duyarsız olmasından dolayı kanda dolaşan şekerin hücreye giremediğini ve kan şekeri yükselmesine sebep olduğunu açıklayan Altay, "İnsülin direnci hücrelerin insüline karşı duyarsızlaşmasıdır. İnsülin direnci olan hastalarda, normal miktarda insülin olmasına rağmen hücrelerin duyarsızlığından dolayı, kanda dolaşan şeker hücre içine geçemez ve kan şekeri yükselir. Kan şekeri yükselince pankreas daha fazla insülin salgılayarak kan şekerini normal değerlere düşürmeye çalışır. Ancak insüline karşı direnç olduğu için, şeker hücre içine alınamaz ve kan şekeri yüksek kalır. Bu durum bir kısır döngü yaratır. İnsülin direnci en basit  anlatımıyla kanda ‘’insülinin fazlalığı ve işlevsizliği’’ durumudur" diye konuştu.  

'İNSÜLİN DİRENCİ GENETİK VE ÇEVRESEL RİSK FAKTÖRLERİYLE BAĞLANTI GÖSTERİYOR'

İnsülin direncinin genetik ve çevresel risk faktörleriyle bağlantı gösterdiğini söyleyen Altay, "İnsülin direncinin genetik ve çevresel risk faktörleri vardır. Ailede insülin direnci veya tip 2 diyabet (şeker hastalığı) öyküsü olan bireylerde genetik faktörler nedeniyle insülin direnci gelişme ihtimali daha yüksektir. En önemli çevresel faktör ise aşırı kilo veya obezitedir.  Özellikle bel çevresindeki fazla yağ insülin direnci ile yakından ilişkilidir. Göbek seviyesinden yapılan bel çevresi ölçümlerinin erkeklerde 95 cm, kadınlarda 80 cm’den fazla olması insülin direnci için risk faktörüdür. İnsülin direnci için diğer çok önemli risk faktörü ise hareketsiz yaşam tarzıdır. Günlük iş akışının dışında yaklaşık 30 dakikalık yürüyüş hem kilo vermeye hem de insülin direncinin azalmasına yardımcı olur. Şekerli gıdaların tüketilmesi, hazır paketli işlenmiş gıdaların tüketimi, karaciğer yağlanması (alkolle ilişkili olmayan), gebelikte diyabet, sigara, 45 yaş üstü olma, bir çeşit adet düzensizliği olan polikistikover sendromu ve Cushing sendromu gibi hormonal bozukluklar, bazı ilaçlar (özellikle steroidler ve antipsikotik ilaçlar), uyku apnesi insülin direnci için diğer risk faktörleridir" açıklamalarında bulundu. 

'İNSÜLİN DİRENCİNİN BİR ÇOK BELİRTİSİ VAR'

İnsülin direncinin kişilerde görülen belirtilerini değerlendiren Altay, "İnsülin direncinin belirtileri çok çeşitli olabilmektedir. Bazı belirtiler hastanın doktora başvurması için uyarıcı olabilmektedir. Bu belirtiler; Hızlı ve aşırı kilo alma, aşırı yeme isteği ve tatlı krizleri, yemeklerden sonra uyku hali, kilo vermede zorlanma, halsizlik, yorgunluk, baygınlık hissi, acıkınca elde ayakta titreme, göbek çevresinde yağlanma, adet düzensizliği, kadınlarda tüylenme artışı, ciltte koyulaşma, konsantrasyon ve algılama güçlüğü" ifadelerinde bulundu.

'İNSÜLİN DİRENCİNİN TANISI ANCAK BİR UZMAN HEKİM TARAFINDAN KONULUR'

İnsülin direncinin uzman bir hekim tarafından anlaşılabileceğini söyleyerek hekimin kanaati doğrultusunda yapılacak testlerle teşhisin konulabileceğini belirten Altay, "Her hastalıkta olduğu gibi insülin direnci tanısı uzman bir hekim tarafından konulmalıdır. İnsülin direnci belirtileri olan kişilerde öncelikle uzman hekim tarafından bireyin tıbbı öyküsü sorgulanmalı, risk faktörleri araştırılmalı ve tıbbi fizik muayenesi yapılmalıdır. Eğer hekimin kanaati insülin direncinin olabileceği yönünde ise bazı kan tahlilleri yapılmalıdır. Bu tahliller açlık kan şekeri testi, şeker yükleme testi (OGTT) ve üç aylık ortalama kan şekerini gösteren hemoglobin A1c (Hb A1c) düzeyidir. Normalde en az sekiz saat açlık sonrasında bakılan açlık kan şekeri 100 mg/dl altında olmalıdır. Farklı zamanlarda iki kez bakılan açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl arasında olması prediyabet (gizli şeker), 126 mg/dl ve üzerinde olması ise şeker hastalığına işaret eder.  Şeker yükleme testinde ise kişiye şeker içeren solüsyon verilir ve 2 saat sonra bakılan kan şekeri 140mg/dl altında ise normal kabul edilir. Hb A1c değeri ise 5.7’nin altında olmalıdır" diye konuştu. 

‘İNSÜLİN DİRENCİ İLE MÜCADELE İÇİN ÖNCELİKLE YAŞAM TARZININ DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR’

İnsülin direnci tedavisinin mümkün olduğunu söyleyerek insüline direncine karşı alınması gereken önlemleri değerlendiren Altay, açıklamalarını şu ifadelerle sonlandırdı: “İnsülin direnci tedavisi olan bir hastalıktır. Öncelikle yaşam tarzının değiştirilmesi tedavinin temelini oluşturur. Günlük alınan kalori miktarının ayarlanması ve yüksek şeker içeren gıdaların tüketilmemesi tedavide en önemli adımdır. İnsülin direnci olan hastaların düşük glisemik indeksli (az şeker içeren gıda) ve lif açısından zengin besileri tercih etmelidir. Sebzeler hem düşük kalorili hem de lif bakımından zengin besinlerdir. Patates, havuç, mısır haricinde tüm sebzeler ve baklagiller diyette yer almalıdır. Yüksek şeker içeren hazır meyve suları yerine meyvelerin kendisi tüketilmelidir. Doymuş yağlardan zengin tereyağından uzak durulmalı ve besinler kızartma yerine çok daha sağlıklı olan buharda pişirme yöntemi ile hazırlanmalıdır.  Hazır kek gibi paketli gıdalar, işlenmiş et ve et ürünlerinden uzak durulmalıdır. Haftada iki-üç kez Omega 3’ten zengin somon gibi balıklar tüketilmelidir. Ara öğünlerde ceviz ve badem tüketilmelidir. Eğer bu besinleri yiyemiyor iseniz balık yağı bir alternatif olabilir.

Bir diğer yaşam tarzı değişikliği ise günlük hareketliliğin artırılmasıdır. Haftada beş gün, günde yarım saat yürüyüş kan şekerinin düşmesine ve insülin direncinin azalmasına yardımcı olur. Düzenli egzersizin yağ yakımını hızlandırması ve kilo verme gibi şeker hastalığına karşı olumlu etkileri vardır. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile %60’a varan oranda insülin direnci düzeltilebilir. Yaşam tarzı değişikliklerine rağmen insülin direncinin devam etmesi durumunda ilaç tedavisine geçilmelidir. İlaçlar hiçbir zaman bir mucize olarak görülmemelidir. Yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi birlikte olmalıdır. Çünkü yaşam tarzı değişikliği olmayan hastalarda ilaçların etkinliği azalacaktır. İnsülin direnci ve şeker hastalığı tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır. Kalp, damarlar, beyin, göz ve böbrekler şeker hastalığından en fazla etkilenen organlardır. Kontrol altına alınmayan insülin direnci ve şeker hastalığı sakatlık veya ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle insülin

 


Kaynak: Haber Merkezi
Editör: Haber Merkezi
HABERE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


DİĞER SAĞLIK HABERLERİ
gazete manşetleri MemoNews
Memo News 12.Sayı

Memo News 11.Sayı

Memo News 10.Sayı

Memo News 9.Sayı

Memo News 8.Sayı

Memo News 7.Sayı

Memo News 6.Sayı

Memo News 5.Sayı

Memo News 4.Sayı

Memo News 3.Sayı

Memo News 2.Sayı

Memo News 1.Sayı

Kahve Molası
NAMAZ VAKİTLERİ
SPOR MANŞETLERİ