Bağışlanan organ Ahrette şahitlik yapar (mı)?
GENELGaziantep Üniversitesi (GAÜN) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ünverdi, organ nakline sıcak bakmayanların dayandığı “Yeniden dirildiğinde bağışlanan organın kimde olacağı” ile ilgili yanlış bir kanaat olduğunu belirtti.
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ünverdi, organ nakline sıcak bakmayanların dayandığı “Yeniden dirildiğinde bağışlanan organın kimde olacağı” ile ilgili yanlış bir kanaat olduğunu belirtti. Ünverdi, “Ahirette yeniden dirilmenin keyfiyeti ve hesabın şekli organ nakline engel bir unsur ihtiva etmez. Ticaret için yapılmayan organ nakilleri dinimizce caizdir” dedi. Ünverdi, nakillerde din ve cinsiyet ayırımı yapılmaması gerektiğini de vurguladı.
Semavi dinlerin organ naklini caiz kabul ettiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Ünverdi, organ naklinde önemli olan noktanın, insan onuruna maksimum saygı ve ticari herhangi bir kaygının olmaması, yani bağışın bir alışverişe dönüşmemesi, alıcı-verici arasında pazarlığın olmaması olduğunu ifade etti. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, Suudi Arabistan’da bulunan Büyük Alimler Kurulu ve İslam Konferansı Örgütü’ne bağlı İslam Fıkıh Akademisi’nin canlı bir insandan alındığında hayatî fonksiyonların devam ettiği (böbrek, göz korneası vs.) organların naklini uygun kabul ettiğini belirten GAÜN İlahiyat Fakültesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ünverdi, ölüden canlı birine hayatî önem taşıyan veya temel bir fonksiyonun selameti kendisine bağlı olan bir organın naklinin ise ölmeden önce ölenin veya ölümünden sonra varislerinin izin vermiş olması şartıyla caiz kabul ettiğini vurguladı.
BAĞIŞ TİCARET KONUSU OLMAMALI
Bunun yanında, organ naklinde vericinin ticarî veya başka herhangi bir maddi menfaat gözetmemesi, organ ve doku naklinin hastalığın tedavisi yönünde yararlı olacağı kesinleşmiş olması gerektiğini kaydeden Ünverdi şunları söyledi: “Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunca, yaşam destek ünitesine bağlı bir kişinin beynin kesin olarak bütün fonksiyonlarını yitirmesi ve hayata geri dönüşün imkansız olduğuna uzman tabiplerce karar verilmesi halinde cihazdan çıkarılabileceği, dolayısıyla böyle bir kimsenin organlarının başka bir hastaya nakledilebileceğine onay verilmektedir. Esasen beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta bilkuvve ölmüş demektir. Zira onun kalbi bedenin kendi gücüyle değil, bir başkasının yardımıyla yani cihaz aracılığıyla çalışmaktadır. Bu noktada hasta yakınları duygusal bir şekilde beyin ölümü gerçekleşen kişiye daha duyarlı hale gelir, ona tıbbi bir müdahale yapılmasını istemez. Ama unutulmamalıdır ki, organ yetmezliği nedeniyle hayata çok zor şartlarda bağlanmaya çalışan kimseler de birilerinin çocuğu, kardeşi, anne-babasıdır. Dolayısıyla bu durumda empati kurmalı ve kendimizi onları yerine koyarak çürüyüp toprağa karışacak organların bizim için nasıl bir hayatiyet imkanı olduğuna bakmalıyız. Dinde organ nakline engel olmadığını, hatta bunun dini açıdan sadaka hükmünde olduğunu dikkate aldığımızda, hayır niyetiyle Allah’ın en büyük lütfü olan vücut azalarının bir başkasının bedenine yararlı olmasını sağlamak alternatifi olmayan bir iyiliktir.”
BEDENLER EKSİLMİŞ OLUR MU?
İslam toplumu içerisinde ahrette yeniden dirilecek olan insanların, bedenlerinin eksiltilmiş olacağı gerekçesiyle organ bağışına sıcak bakmayanların bulunduğuna işaret eden Ünverdi, “İslam alimleri ahiret hayatının bedenli olacağı konusunda ittifak halinde. Ama ahiretteki bedenlerin bu dünyadaki ile aynı olup olmayacağı noktasında ihtilaflar var. Kur’an ahirette hem yeni bir bedenle dirilişi hem de bu dünyada dağılmış ve çürümüş uzuvların yeniden bir araya getirilmesiyle haşir inancını mümkün kılmaktadır.” dedi. Ünverdi, açıklamasının devamında şunları belirtti: “Biz bu iki ihtimalden ilkini, yani ahirette insanın yeni bir yaratılışla diriltileceğini düşünüyoruz. Yeniden dirilişin bedenli olacağı gerçeğinden hareketle organ nakline karşı çıkmak şu nedenlerle geçerli olmadığını söyleyebiliriz: Birincisi, ahirette insanın bedeninin bu dünyadaki ile aynı olacağı kesin değildir. Zira bu dünyadaki bedenimiz hücre yenilenmesi dolayısıyla sürekli değişmektedir. Ahirette diriltilecek olanın bu dünyadaki bedenimiz olduğu iddia edildiğinde, ‘Bu beden hangi andaki beden olacaktır?’ sorusu ortaya çıkar. O halde haşr ve iade, insanın bu dünyada sürekli değişen yapısı üzerinden değil, asli cüzlerin birleştirilmesi ya da yeniden yaratılması şeklinde tahakkuk etmesi şeklindedir. Buna göre sürekli yenilenen hücreler ve dolayısıyla organlar, bizatihi değil, ahiret koşullarında insanın benliğini ifade eden genetik vasfıyla yaratılacaktır. İkincisi ise, insanın fiziki kişilik ve kimliğini belirleyen şey onun iç organları değil, dış görünümüdür. Hiç kimse kendisini iç organlarıyla tanımlamaz. O halde organ nakliyle insanın kişiliğine bir müdahale söz konusu değildir. Bunun psikolojik sonuçları olsa bile, ahirete yanıysan bir karışıklığa neden olması imkansızıdır. Ahirette hesabın işleyişi Allah’ın mutlak bilgisi ve kudret ile gerçekleşecektir. Bu yüzden orada bir karışıklığın olması imkansızdır. Allah her şeyi bilendir. İnsanın ahiretteki diriltilişi dünyadaki iç organları üzerinden değil, kimlik ve kişiliği temelindedir. İnsanlar bu dünyada nasıl birbirlerini yüzlerinden ve dış görünümlerinden tanıyorlarsa, ahrette de bu öyle olacaktır.”
NAKLEDİLEN ORGAN ŞAHİTLİK YAPAR MI?
Kıyamet gününde organların şahitliği ile ilgili görüşünü belirtirken, organın önce kim tarafından kullanıldıysa ona dair şahitlik edeceği vurgusunu yapan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ünverdi, bu konudaki ayetlerin mecazî yorumunun, hesabın son derece dakik olacağı, kimsenin bir bahane üretemeyeceği ve yalan beyanda bulanamayacağı bağlamında olduğunu kaydederek şöyle dedi: “Her şeyin bilgisine sahip olan Allah, bu vurguyu insanın davranışlarına dikkat etmesi, hiçbir şeyi gizlice yapmış olmadığını, başkaları görmese bile kendi organlarının şahit olarak yeterli olduğu uyarısında bulunmaktadır. Yoksa, yüce Allah’ın kimin ne yaptığını bilmesi için her hangi bir şahide ihtiyaç duyması düşünülemez. Nitekim İslam alimleri ahretteki hesabın aşamalarını zikrederken amel defterleri ve mizanı esas almışlar, organların şahitliğinin ise mutlak anlamda herkes için geçerli olmadığını belirtmişlerdir. Organların şahitliğini Allah dört yerde vurguluyor. Bu vurgu mutlak anlamda, kesinlikle organlar dirilecek, bütün organlar kendi sahibi hakkında şahitlik edecek manasında değildir. Bu dünyadayken ahreti inkar eden, gizli gizli işler yapan, masum insanlara iftira eden kişilerin adeta onlara sert bir uyarı bağlamında ‘Ben sizin organlarınızı konuşturmak suretiyle ahrette bunun hesabını soracağım’ manasındadır. Bir diğeri insan dediğimiz sadece ruh değil, sadece beden değil. İnsan ruh beden bütünlüğündedir. Böbreğimiz, kalbimiz nakil yapıldığında kişiliğimiz de geçmiyor karşıya. Sadece bir organ geçiyor. Zaten insanın esas kimliğini belirleyen dış organlarıdır. Boyu, posu, yüzünün şeklidir. Organ naklinde nakledilen yüzde alıcıların psikolojisinde bazı değişikliklerin olduğuna dair bazı araştırmalar ve tartışmalar var. Bu meselenin bir boyutudur. Dış organlarda böyle bir durum var. İnsanın psikolojisini etkileme anlamında var bu da yine iç organların naklinde zaten herhangi bir sakınca olmadığı, dış organlarda ise masum bir durum olduğu veya insanın psikolojisi etkileniyorsa bunun tedaviye gerek olduğunu gösterir. O nedenle, bu düşünceler organ nakli için dini açıdan yanlıştır.”
MÜSLÜMAN – GAYRİ MÜSLİM AYIRIMI OLMAZ
Dini sorumluluk açısından konuya bakıldığında, İslam Dini’nin cinsi, milliyeti, rengi, dini, rengi ne olursa olsun her insana salt insan nazarıyla baktığı ve eşit yaşama hakkı tanıdığa dikkat çeken Ünverdi, şu değerlendirmeyi yaptı: “Organ alan ve verende bu unsurların esas olmadığı, fasık ya da gayri müslim olmanın organ naklinde sorumluluk değer taşımadığı anlaşılır. Tedavi olma noktasında insanlara yardımcı olmak, dini sorumluluk açısından bir diğerinin yaptığına ortak olma anlamına gelmez. Nakledilen organın yeni sahibinde sevap ya da günaha konu olması uzvun kendisinden değil, sahibindendir. Dolayısıyla bir başkasına nakledilen organla onun günahlarına ya da sevaplarına ortak olunmaz. Nitekim davranışların ahlaka konu olması iradî olması ve niyete bağlı olarak gerçekleşmesidir. Bu sebeple, Müslüman ya da dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olma veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi, İslam’ın insan, irade ve sorumluluk gibi ilkeleriyle bağdaşmaz. Hatta iyi niyetle organ bağışlandığında alıcının durumu ne olursa olsun bunun büyük bir sadaka olduğu da inkar edilmez bir gerçektir. Böylece dini açıdan organ bağışının hiçbir dini engeli olmadığı ancak asıl engelin zihin dünyamızda olduğu ortaya çıkmaktadır. Bizce halkımızın organ bağışı konusuna olumlu yaklaşması için bu konudaki yanlış kanaatlerin giderilmesi gerekir.”
İlginizi Çekebilir